Ekoturizm`de trendler

Ekoturizm`de trendler

Aşırı sanayileşmeden henüz nasibini almamış, kırdaki doğa ve kültür değerleri canlı biçimde varlığını sürdüren Türkiye, ekoturizmde yükselebilir ama kendi kendine değil!.. ‘Katma Değer’, ‘Sürdürülebilir Gelişim’, ‘Plan’, ‘Yönetim’, ‘Program’, ‘İnteraktivite’: Günümüzde birer sihirli kelime gibi her alanda karışılaştığımız bu terimler 2002 yılının “Dünya Ekoturizm Yılı” ilan edilmesiyle yine gündemde. Kendisi de bir tüketim endüstrisi olduğu halde çevre ile en barışık endüstrilerden biri olan ve doğal çevre ile kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesi açısından iyi bir araç olabilecek turizm endüstrisi bu yıl Ekoturizmi tartışacak. Tek bir tanım üzerinde henüz bir uzlaşmaya varılamamış ekoturizm bu yıl tüm dünyada Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın, Dünya Turizm Örgütü’nün organizatörlüğünde masaya yatırılacak ve bu turizm türünün sürdürülebilir gelişime nasıl katkıda bulunabileceği konusunda kriterler saptanmaya çalışılacak. 2002 yılı aynı zamanda benzer hedeflerle aynı kurumlar tarafından Uluslararası Dağlar Yılı da ilan edilmiş durumda. Biz de ekoturizmin ne olduğu ve nasıl icra edilmesi gerektiği konusunda yaptığımız aşağıdaki derlemenin bu yıl yapılacak olan bu tartışmalara Türkiye turizm endüstrisi için bir zemin teşkil edebileceği inancındayız. Yine de hemen bu girizgahta yaptığımız bu küçük araştırma sonucunda elde ettiğimiz güçlü bir intibayı vurgulamak istiyoruz: Sürdürülebilir Ekoturizm kesinlikle devreye ekoturizm kaynağında bulunan yerel kuruluşların, yerel halkın, hizmet ve ürün sunucularının bir araya gelerek oluşturacakları bir yönetimsel organizasyon, plan ve program konusudur. Zaten çevrenin ve kültürün en hassas olduğu yerlerde yeşerebilen ekoturizm kaynaklarının tesadüfen sürdürülebilir olması mümkün değildir. Geçen yıl Avusturya’nın Salzburg kentinde gerçekleşen Dağlık Bölgelerde Ekoturizm Konferansı’nın sonuç bildirgesinde yapılan önemli tespitlerden birisi ekoturizme çoğu kez yanlış perspektiflerle bakılması idi. Bu konferansta ekoturizmin sürdürülebilir turizm ile eş anlamlı olmadığı, tüm turizm türlerinin sürdürülebilirliğinden söz edilebileceği ancak eko turizmin turizm türlerinden birisi olarak kabul edilmesi gerektiğinin tespiti yapıldı. Yine bu konferansın sonuç bildirgesinde tur operatörlerinin, ‘eko’ ön ekini çoğu kez tanıtım ve pazarlama maksadı ile kasıtlı ya da kasıtsız yanlış biçimde kullandıkları da vurgulandı. Uluslararası ekoturizm yılı ekosistemlerin korunmasında, ekoturizmin önemli bir araç olarak kullanılabileceğini vurgulamak ve bu aracın nasıl kullanılabileceği konusunda fikir üretmeyi hedefliyor. İşte bu beyin fırtınaları etrafında yine o sihirli kelimelerin uçuşup durduğunu gözlemleyeceğiz: ‘Sürdürülebilir Gelişim’, ‘Plan’, ‘İnteraktivite’, ‘Yönetim’, ‘Program’, ‘Katma Değer’.

UNEP’in Ecoturizm and Sustainability araştırmasında bir çok bölge ve kurumun ekoturizmi farklı farklı tanımladığı belirtiliyor. Bununla beraber ekoturizmin temel özellikleri konusunda ortak bir konsensus olduğunu da belirtmek gerekiyor. UNEP’in 2002 yılına girmeden hemen önce hazırladığı bu araştırma bu yıl üzerinde çok tartışılacak olan bu konuya önemli açılımlar getiriyor. Ekoturizm konusunda çok sayıda tanım mevcut ve bu konuda tam bir fikir birliğine varılmış değil. Zaten eko turizm yılındaki etkinliklerin bir amacı da bu konuda bir uzlaşmaya varmak. Bu çalışmadan derlediğimiz bazı açılımları şöyle aktarabiliriz; Ekoturizmin dikkat çekici tanımlarından birini yapan Doğa İçin Dünya Fonu (WWF) ekoturizmi, vahşi doğa çevresinde doğal çevreye en az etkide bulunan ve bu arada yerel topluluklara ekonomik fayda sağlayan turizm türü olarak tanımlıyor. Bu tanımlar nasıl olursa olsun, ekoturizm hakkında üzerinde fikir birliği bulunan temel karakteristikler de var. 
Bu karakteristikler şöyle sıralanabilir; 
• Doğa temelli olması (ziyaretçiler doğal alanlardaki doğal ve geleneksel kültür unsurlarını gözlemliyor ve anlamaya çalışıyorlar) 
• Bio çeşitliliğin korunmasına katkıda bulunması 
• Yerel toplumların refahını desteklemesi 
• Olumsuz çevresel ve sosyo kültürel etkilerin minumuma indirgenmesi için aktivitelerini hem turistler hem de yerel halkın sorumluluğunda düzenlemesi 
• Yenilenemez kaynakların minimum kullanımını gerektirmesi
• Yerel mülkiyetin ve yerel topluma dönük istihdam imkanlarının üretilmesini öngörmesi  

Ekoturizmde trendler 
UNEP’in araştırmasına göre, ekoturizm bugün turizm endüstrisinin en hızlı büyüyen segmentlerinden biri olarak kabul ediliyor. WTO’nun uzun dönemli tahminlerine göre ekoturizm hem turist sayısında hem de toplamdaki payı itibarı ile yüksek bir hızla yükselmeye devam edecek. WTO’nun 1997 yılında yaptığı bir araştırma ekoturizmin bir formu olarak kabul edilen doğa seyahatlerinin bütün uluslararası turizm harcamalarının içinde yüzde 7 civarında bir ağırlığa sahip olduğunu gösteriyordu. Dünya Kaynakları Enstitüsü’ne göre 1990’lı yıllarda tuizmin genel büyüme hızı yıllık ortalama yüzde 4 iken bu hız doğa seyahatleri segmentinde yüzde 10 ile 30 arasında idi. WTO, ekoturizmde yapılan seyahat harcamalarının dünya ortalamalarının 5 katı kadar fazla hızla arttığını belirtiyor. Bu artış hızı yıllık yüzde 20’ye tekabül ediyor. Doğa temelli turizme yönelen talebi etkileyen bir unsur da dünya çapında giderek artan çevre bilincidir. Doğa belgeselleri ve yayınları bir çok destinasyonu eskisinden çok daha fazla tanınır kılmıştır. 

Turizmle ilişkili aktivitelerin ekonomik değerini ölçmek zor. Ekoturizme çok çeşitli tipte ve büyüklükte iktisadi girişim katılmaktadır. Bu işletmelerin bir kısmı diğer turizm aktivitelerine de katılıyorlar. Doğa temelli turizm özellikle de endüstriyel ya da finansal üretimlerin daha zayıf olduğu gelişmekte olan ülke ekonomileri için yaşamsal bir rol üstleniyor. Bununla beraber bu ülkelerde turistlerin çokça ziyaret ettiği merkezler oldukça kritik koruma alanları olabiliyor ve bu tip turizme bağımlı olan bu merkezler çoğu zaman turizmin yarattığı ekonomiden faydalanamıyor ya da ekosistemler için gerekli koruma buralarda sağlanamıyor. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) dünyadaki park programlarının bir çoğunun finansal kaynak yetersizliğinden korumaya minimum düzeyde fon ayırabildiğini vurguluyor. Böyle olunca da turizm bu merkezlerde zararlı etkide bulunabiliyor. Parkların bir çoğu yeterli ziyaretçi yönetimi sistemlerine sahip değil. Bazı ülkelerde ise ekoturizim endüstrisi park yönetimlerinin yetersiz bütçeleri ile sınırlı kalabiliyor. Geçen on yıl ulusal parklara yapılan ziyaretlerde büyük bir artış yaşanması turizm talebinin yönünü geleneksel Avrupa destinasyonlarından, gelişmekte olan ülkelere yöneldiğini gösteriyor. Örneğin Kosta Rica’nın parklarını 1987 yılında 65 bin kişi ziyaret ederken, bu rakam 1998 yılında 400 bine çıkmıştır. Diğer ülkeler de aynı dönemde benzer trendlerle karşılaşmışlardır. Dünya Bankası’na göre ekoturizm kültür ve macera turizmi ile birlikte paralı, kalış süresi daha uzun olan ve kaldığı yerde daha çok para harcadığı halde oraya en az çevresel ve kültürel etkilerde bulunmayı isteyen turistlerden oluşan üç niş pazardan birisidir. Turizm tercihlerini yansıtan anketlerde ziyaretçilerin yaklaşık yarısının doğal turizm kaynaklarını ziyaret etmeyi isteği sonucu çıkıyor. Bu çok büyük bir potansiyel pazara işaret ediyor. Ancak, bu yanıtları verenlerin hepsinin küçük gruplar halinde seyahat etmeyi, bölgedeki kültür ve yaban hayatı ile ilgili bir yerel rehberden bilgi almayı istediklerini söylemek zordur.